Mutlak


Kafasına Göre Dergisi 2. sayısında (Haziran - Temmuz 2015) yayınlanmıştır.

IMG_0009

Sen kalem zoruyla arka arkaya üç cümle kurarsın da, dördüncü cümleye söz geçirmek kolay olmaz öyle. Madem harfleri atalarım bulmuş, madem soydaşlarım onları yan yana dizip anlam katmış, benim istediğim sıraya oturacaklar o halde mi diyorsun? Yanılıyorsun. Kelama kulak vermeden kalemini doğrultamazsın kağıdın üstüne. Sen yazmayı değil, kelimeler somuta geçmek için seni seçti, evvela burada anlaşalım.

 

Bunu alın buradan, dikdörtgen kabın içinde yıldız olmaya çalışıyor. Şimdi bir şeyleri devirip kıracak. Geldiğinden beri her yeri alt üst etti haspam. Bizim burada bir düzenimiz var, sen kim oluyorsun değil mi ama şekerim. Sabahları 8 çizeceğiz, çiziyoruz, çizdik. Ben de başka türlüydüm sanki önceden. Aman canım, ne önemi var! Dikdörtgen ve mutluyum işte. O da kırsın bacaklarını kollarını otursun. Herkesin içinden bir dikdörtgen çıkar elbet, ama küçük ama büyük. Özveri budur.

 

Bir kere konuşmaya başlayınca seninle, durduramazsın. Ya söze ya yazıya dökeceksin ki küsmesinler. Onca insan varken dünyada, kulağına dolup, kanına karışıp, içinden havaya akmak için seni seçmişler. İtaat etmelisin. Bak yine fısıldıyor, dinle.

 

Güneş gözlerimin önünde doğup batıyor. Kabul etmek gerek, ahıra girmeyen koç olamadım. Ciğerlerim oksijen çekiyor olabilir, yüzüm güneş değsin istiyor olabilir. Yine de ben buradayım, cam fanusumda. Soluduğum toz, tenimde duyduğum elektriğin ışıması. Yeterince soğurdum sanıyorum uçuşan küçük negatif iyonlarınızı. Işır mıyım ben de burada biraz daha otursam? Sonunda dikdörtgen bir ışık kaynağı olacağım! Belki bir gün bir kabile de bana tapar.

 

İçine çekildiğin girdabı duyuyor musun? Eteklerinden gelen sesler sır değil. Söylenecek sözler var, biriktirme onları göğüs kafesinde. ‘Kelime fesadına uğradı, kurtaramadık’ demezler de ‘Aklını yitirdi zağar’lara karışırsın. Utangaçtırlar biraz, gözünü açıp bakarsan yerleri karıştırırsın. Bırak aksınlar zihninden, onlar bilir koordinatlarını. Yarım mı kaldı, kalsın. Yeter ki birikmesin, susmasın.

 

Üç deyince! Duymadan gittim. Demeyeceğinden korktum, desen de duracağından. İçimden dedim ben üçü. Kollarımı kıramam, anla. Buraya kadar varmışken duramam. Gökyüzü içine çekiyor beni, o kutuda hapsolamam. İçimde volkanlar patlıyor, duymuyorsun. Dışını görüp içinde oturamam. Sen kır dedikçe uzadı benim dallarım, görmüyorsun. Doğamda var benim belki günü gelince ışımak, ne biliyorsun? Neden beni icatlarının altında zapt etmek istiyorsun? Bak olmadı işte, şeklini alamadım. Ben bu sabah senin ahırından kaçtım.

 

Hüküm kelamın.

 

Nerde bu aptal! Kaç kere dedim, bak yine yanlış sandalyede oturuyor. Ne diyordum, biz burada her sabah 8 çizeriz, alışacaksın.