Bağ.ım.sız


PicsArt_10-08-08.57.46[1]

Bir kentte üç kuşaktır varlığını sürdürebilen bir aile, artık oranın yerlisidir derler. Her ne kadar gözle görülmese de insanın da vardır toprağına durdukça saldığı kökler. Yeterince sağlamlaşması, üç kuşak sürer; şimdi ölçmek zor elbet lakin eskiler bilirler.

Biz sonuncular, o sarmaş dolaş, boğum boğum kuşakları bırakıp ardımızda yeni yerlere aşırdık kendimizi. Üçüncü kuşak yasası bozulunca ne onlar oralı kalabildi, ne biz yeni yerli. Köksüz bağsız havada duran nesilleriz şimdi. İyi olabilecek miyiz sahi?

Yerlere sürünüp de çeri çöpü toplamasın diye koluma doladığım eski bir şal gibi der top ettim köklerimi, ucunu bir kap suya sığdırdım. Toprak kalıntılarından bulanmış çamur rengi suyumda yaşamını sürdürebilen kaldıysa hala, birkaç küçük organizma artık benim arkadaşım. Bir elimde su kabımı, diğer elimde dört köşe kutumu tutuyorum sıkıca. Ense hizamda kırpılmış saçaklarım mevsime hazır. Bahar gelince çiçek açan cinstenim esasında, yeşerip tomurcuklanırdım sevdiğim bir yerim, biraz da su verenim olsa.

Tamamlanmamış hissediyorum kendime dönüp her bakışımda. Şimdi biraz uzaklaşınca sadece iyilik güzellik geliyor hatırına. Her şey yolunda gidiyorduysa neden kopardım kendimi acıya acıya? Kollarımı bürüyen zehirli otları ne çabuk unuttum! Anımsayınca tadını damağımda hissediyorum oysa. Biraz paslı, biraz da ilaç acısı. Aynı topraktan beslenen farklı hikâyelerdik biz. Birbirimizi ağır ağır incitmeyi niçin öğrendik? Birbirimizden aldıklarımızla kendimize ne verdik? Bir an daha dursam, bir damla daha zerk edilse öz suyundan, içim çekilip havası alınmış bir balon gibi sönecektim. Yeryüzüne sahipken bir bardak suya kanaat etmek için ikna edici nedenleriniz olmalı. Kendimi sökmesem ölecektim.

Dün suyuma bir böcek düştü, bana kökenimden haberler getirmiş. Gittiğimden beri oyuğumda saklanır dururmuş. Oradaki tüm otlar, zehirli haşerat ve kıpkırmızı mantarlar, benim peri sularında yıkandığımı, renk renk çiçekler açtığımı, şah topraklarının himayesine girdiğimi anlatırlarmış. Şahın ordusuna eski vatanımı bucak bucak tarif ettiğimi, birkaç güne kalmaz ordunun oraya varıp hepsini yakıp yıkacağını söylerlermiş. Bıraktığım boşluk büyümüş de büyümüş. İçine kurtlar doluşmuş da doluşmuş. Dostlarım birer birer erimiş, kurumuş, solmuş.

Su kabım küçük, suyum bulanıkmış, olsun. Kendimi koparmasam sönecektim.