Mavi Koyun, Didem Madak’ın deyimi ile ‘Güzin ablası kitaplar olan bir kız’dır. İçi üstünde gezindiği dünyadan o kadar sıkılmıştır ki, küçük yaşta kendini kurgu dünyasına atmıştır. O gün bu gündür büyülü dünyaların anahtarlarını evinde özenle saklamaktadır.

Bazen göğüs kafesi dar gelir, içi çok sıkıldığında, ya da çok üzüldüğünde mesela. Konuşmaya kalksa sesleri istediği sıraya dizemeyecek, anlamsız mırıltılar çıkaracak gibi olur, susar. Dili sussa da durmaz içinde kaynar harfler, ulanırlar birbirine. Çareyi kalem bulur, dili dönmediğinde.

Bazen de işler değişir, içi dolup taşar, iz bırakmak ister. Sözleri zamanın ötesine geçsin ister. İki üç arkadaşına anlatmak doyurmaz, haddini hesabını bilemeyeceği kadar çok insana ulaşmak ister. Söyleyecek sözü vardır, gördüğü insanlar, okuduğu kitaplar, kurduğu hikâyeler vardır, insandan süzdüklerini insana vermek ister. Ses olup anda kaybolup gidince içi acır bazen, gözleriyle görebilmek ister. Çareyi kalem bulur, izi kalsın istediğinde.

Mavi Koyun içine sığdıramadıklarını, okuduğu kitapları, aklını, fikrini, kalbini aldı; onlara dijital kutular yaptı. Bir gün size okuduğu bir kitabı, başka bir gün uydurduğu bir masalı anlatsın diye. Bir gün çok üzülür, diğerinde sevinir; gözünden akan yaşı buraya damlatsın diye. Hepsi izi olsun diye, hepsi siz de bilin diye.

Koyun niye mi mavi? Çünkü bu yazıların sahibi, ne zaman hüzünlenip etrafına bakınsa, kırlarda otlayan bir sürü koyunun arasında bir mavi koyun gibi bulur kendini. Ve ne zaman tüyleri mavi olsa bilin ki, alması yakındır eline kalemini…